Penaltı Baba
Hoşgeldiniz
Giriş

Popüler


  • Penaltı Baba "gol mü değil mi" yarışması birinci yıl değerlendirilmesi (14.12.2013)

    Penaltı Baba Ailesi’ne merhaba;

    “Gol mü değil mi” yarışması birinci yılını doldurdu. Toplam 12 yarışmada 12 farklı ödül verildi. Naif bir yarışma ortamında seviyeli bir rekabet sergileyen ve Penaltı Baba’yı yalnız bırakmayan tüm arkadaşlarımıza teşekkürler.

    12 yarışmada doğru cevabı bilenlerle ilgili küçük bir çalışma yaptık ve gördük ki şu dört arkadaşımız doğru cevabı bulma hususunda oldukça maharetli:

    Aytuğ Göksu

    10

    Mustafa Çörtebaşı

    8

    Fulya Turken

    7

    Kemal Erdamar

    6


    Hemen arkasından gelen grupta ise şu arkadaşlarımız bulunuyor:

    Bülent Yıldırım
    Kaan Köktürk
    Oya Akın
    Selim Akbay
    Taylan Çoban

    5

    İlhan Ertekin
    Melda Önhon Toptan
    Simge Özden

    4

    A.Zafer Gülşen
    Doğuş Dönmezer
    Ergüç Ülker
    Hulusi Hamamcıoğlu
    Uğur Akaydın

    3


    12 yarışmada 2 ya da 1 doğru cevap vermiş arkadaşlarımız ise şu şekilde:

    Ali Toptan
    Aylin Aroymak Tunçay
    Bekir Yeşilbostan
    Bilal Yıldız
    Bülent Tuncer
    Evrim Demirci Soranlar
    Fatma Kayhan
    Furkan Usta
    Gülsen Gürsel
    Özge İskender
    Özlem Demiraydın
    Pelin Yalçın
    Sinem Karapınar
    Yasemen Yazıcıoğlu
    Yüksel Şimşek

    2

    Burak Balcı
    Bülent Rona
    Defne Gürsel
    Devlethan Genç
    Engin Erkal
    Gürol Erdoğan
    İlker Bilgin
    Kadir Başsoy
    Nail Ersoy
    Nihan Tuna Koçer
    Ömer Kurtulan
    Tarık Kılıç
    Tayfun Kazazoğlu
    Ufuk Kunurkaya
    Umut Aktaş
    Yadigar Erguvan
    Yelda Ünal

    1


    12 yarışmada toplam 49 arkadaşımız doğru cevap vermiş. Bunların içinde bayların çoğunluğu (32 kişi) dikkat çekiyor. Ancak, her şeye rağmen bayanların da (17 kişi) başarısı küçümsenmemeli. Özellikle, toplam 7 doğru cevapla ilk dörde giren tek bayan Sn. Fulya Turken ve 5 doğru cevapla ilk dokuzda yer alan Sn. Oya Akın, bayların hâkimiyetinde olan yarışmada bayanların da pozisyon süzme yeteneği olabileceğini gösterdiler. Tebrik ediyoruz.

    Kim bilir bakarsınız bir gün Penaltı Baba olarak “ofsayt mı değil mi” diye bir yarışma başlatır, bayanların bu konudaki şehir efsanelerine konu olan eksikliğini gidermede bir nebze katkı sağlarız. Malum, Penaltı Baba yeryüzünde eğlenirken öğreten tek penaltıcı... :)

    Tekrar tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, bundan sonraki yarışmalara herkesi bekliyor ve bol penaltılı günler diliyoruz.

    Penaltı Baba

    Devamı.. »

  • Maksat Paylaşmak

    İlk penaltımızı 25 Şubat 2012’de karlı bir havada atmışız ve anı olsun diye kaydetmişiz. Daha sonra penaltıya bir isim vermişiz (deep impact) ve futbolsever dostlarla paylaşmak istemişiz.

    Maksat paylaşmak…

    Sonra haydi bu penaltılara bir konu bulalım üstüne bir de anons yapalım demişiz… Süreler biraz daha uzamış. Aklınıza gelebilecek her konuda penaltılar çıkmış ortaya. Hatta bazısına mesaj yüklemişiz, eleştirmişiz ya da övmüşüz.

    Maksat paylaşmak…

    Yetmemiş kendimize slogan yapmışız (her türlü atarım), tutup bir de dünyanın ilk ve tek “temalı penaltıcısı” diye havaya girmişiz. Logomuz bile olmuş, sanırsın holding...

    Maksat hep paylaşmak…

    Sonra yakınımızdaki dostlar, kardeşler PB’ya dâhil olmuş… Onlarla çekmişiz videoları, hatta onların fikirlerinden yola çıkmışız, PB hazırlamışız. Feysbuk dar gelmiş, kendi sitemize taşınmışız...

    Maksat paylaşmak…

    Gel zaman git zaman penaltılardan “gol mü değil mi” eğlencesi çıkmış. Sormuşuz eşe dosta “gol mü değil mi” diye, bilene de küçük bir hatıra ödül yollamışız.

    Maksat hala paylaşmak…

    Aradan tam iki sene geçti. Kar, yağmur, güneş, rüzgâr derken Penaltı Baba artık her hafta bir konu, ona eşlik eden bir müzik ve bir isimle, biraz teknoloji kullanarak ama başı sonu belli bir format içinde penaltısını atıyor, yarışma düzenliyor, hediye veriyor. Oscar'ı bile var...

    O günden beri değişmeyen tek şey ise amaç… Paylaşmak…

    Bugünkü “iyi ki doğdun” videosu 144. PB olmuş. 144 videodur eğer bir kişiyi bile günlük hayatın rutinlerinden, sıkıntılarından biraz olsun uzaklaştırabildiysek, eğlenceyi, keyfi paylaşabildiysek ne mutlu…

    Bu paylaşımı daha uzun süre devam ettirebilmek dileğiyle…

    PB
    25 Şubat 2014

    Devamı.. »

  • Neden "iki ayaklı danalar"?

    Trafik anıları da askerlik anıları kıvamına geldi artık. “Bir gün nöbetçi çavuş benim, tam içtima alınacak…” diye başlayan cümleler kadar “bir gün gene tali yoldan ana yola çıkıyorum…” gibileri de az yer tutmuyor dost zohbetlerinde. 

    Trafik deyip geçmeyin. Trafiğin, direksiyon başındakinin kişiliğinden tutun da ülkenin sosyoekonomik özelliklerine kadar ipuçları verme özelliğini göz ardı etmemek lazım. 

    Otomobil sayısının artması gelişmişliğe mi işarettir yoksa az gelişmişliğe mi onu başka bir PB’de gündeme getireceğiz ama “iki ayaklı danalar”da amacımız direksiyon başındayken dikkat etmemiz gereken bir şeyi hatırlatmaktı.

    Yıl 1998… Arabamı yeni almışım, acemiyim. Tali yoldan ana yola hızla çıkıyorum ve arkamdan gelen araç bana çarpmamak için aniden fren yapmak zorunda kalıyor. Selektör, korna derken yanıma gelip camını açıyor. Tam saydıracakken, “haklısınız, acemiyim, çok özür dilerim” diyorum. Adamın ağzı açık, söyleyecekleri içerde kalmış yüzü hala aklımda… “Olur öyle, geçmiş olsun” diyor ve uzaklaşıyor.

    Yıl 2012… PB ekibi olarak gece yarısı maçımızdan dönerken bir arabanın yolu tıkaması nedeniyle tartışma yaşadık. Detaylarla uzatmadan son sahneyi anlatayım. Direksiyon başında yaşı en fazla 22-23 olan genç kız haksız olduğu halde, arada aynaya bakmasını tavsiye etmem üzerine bana oturduğu yerden küfür ediyordu.

    Benim için tartışmanın bittiği nokta bu hareket oldu. Büyük şaşkınlık içinde “la havle” çekerek oradan ayrıldık ama aklımda kalan bu ülkede saygısızlıkla destekli empati yoksunluğu illetinin artık içimize yaş, cinsiyet, toplumsal statü gibi kriterleri de ezip geçerek sızmış olduğu gerçeği idi. Haksız olduğunu kabullenip özür dilemek erdem olmaktan çıkmış, zafiyet göstergesi olmuş.

    Aslında bu “hem suçlu hem güçlü” çıkışına sinirlenmem gerekirken daha çok kendi çocuklarımı böyle olmaktan nasıl koruyacağıma takılmıştı kafam. Dışarıda ortalama birey kalitesi bu kadar düştü ise işimiz iş diye düşündüm.

    Yıl 2013… Bir Cuma gecesi maça yetişeceğim. Arkadaşlarımı yoldan almak için 10 dakikam var. Hava -4 derece, kimseyi bekletmek istemiyorum. Bir bakıyorum ki arabamın önünde park etmiş bir araba var; üstelik telefon numarası da bırakmamış. Uzatmayayım, bunun son sahnesinde de arabanın sahibi gelmiş, ben söyleniyorum ve hatta azarlıyorum. Sorumsuzluktan, medeniyetsizlikten dem vuruyorum.

    Tesadüf o ki, yine bir genç kız ama bu defa benden özür diliyor. Ben de “bırak Allah aşkına” diyerek arabama biniyorum. Kız dedesini kaybettiğini, bu nedenle dalıp telefon bırakmadığını söyleyerek ağlamaya başlıyor ve oradan uzaklaşıyor. Doğru ya da yanlış, oralara girmiyorum hiç. Şimdi öğrenme ve iğneyi kendine batırma sırası bende…

    Sinyal vermek, gereksiz hız yapmamak, sıraya riayet etmek, ota böceğe selektör yapıp milleti rahatsız etmemek (ki muhtemelen selektör müessesesini olur olmaz kullanan tek milletiz), geçiş üstünlüğünü gözetmek ve daha niceleri sadece güvenlik için yok. Bunlar aynı zamanda trafiği paylaştığımız diğer insanları ve toplumu ne kadar umursadığımızı ya da umursamadığımızı gösteriyor. Bunlar aslında direksiyonun başındaki kişinin medeniyet skalasındaki yerini işaret ediyor.

    Hatta biraz ince düşünsek, kendimizle yüzleşsek utanacağız… Kaçımız, “beş dakika önce sinyal vermeden milletin önüne atlarken şimdi sinyal vermediği için karşımdakine söylenen ben miyim” diye kendine sordu bugüne kadar?

    Uzatmayalım…

    Trafik, büyük şehirlerde yaşayanlarımız için değiştiremediğimiz bir gerçek. Sadece zaman ve para kaybına uğradığımız değil aynı zamanda ömürden de yediğimiz sinir stres savaşı. Hayatı birbirimiz için yeterince daraltıp zorlaştırmıyormuşuz gibi bir de üstüne çileye çile eklediğimiz iğrenç bir süreç.

    Ve bu süreci kolaylaştırmak, en azından aşındırıcı etkilerini azaltmak için bize gerekli olan biraz empati…

    Bize otomobil değil önce insan lazım.

    Direksiyon başında “iki ayaklı dana” olmayalım.

    PB

    Devamı.. »

  • "Gol mü değil mi" yarışması 18 ay değerlendirmesi

    Selamlar Penaltı Baba Ailesi;

    Malum, karne zamanı geldi. Aynı zamanda, sizlerin ilgisiyle uzun süredir devam eden ve nereye gideceği kestirilemeyen “gol mü değil mi” yarışmasının “birbuçukuncu” yılı da geride kaldı. Bir elin beş parmağı bir değil elbet… İçinizden, pozisyon süzme yeteneği ile sivrilenlerden tutun da sallama konusunda uzman olanlara kadar ne cevherler çıktı.

    Bu nedenle, geride kalan 18 yarışmada bakalım kimler nasıl öne çıkmış, durum ne imiş, karneleri görelim didik…:)

    İşte ilk altı…

    Aytuğ   Göksu

    14

    Mustafa   Çörtebaşı

    10

    Fulya   Turken

    9

    Kemal   Erdamar

    9

    Melda   Önhon Toptan

    7

    Oya   Akın

    7

    Bu arkadaşlara yıldızlı beş, kırmızı kurdele, bedava pergel-iletki-gönye takımı…

    PB müdavimlerinden, sınıfın parlak çocuğu Aytuğ kardeşimiz birinciliği kimselere bırakmıyor. Bakalım başta Mustafa olmak üzere yıl sonunda Aytuğ’a yetişen çıkacak mı? Her ikisi de fevkaladenin fevkinde başarılı yarışmacılar. Başarılarının devamını diliyorum.

    Bu arada ilk altıda üç bayan olması acaba bayanların “dop” konusunda artık çok daha bilinçli ve ilgili olduğunu mu gösteriyor yoksa bu hanımefendilerin sallama kapasitesini mi bilemiyoruz. Arada ofsayt sormak lazım aslında, o zaman anlarız…:)

    Sayın Rektörümüz Oya Hanım akademik insan sonuçta… Her tahmininin arkasında bilimsel bir süreç yatıyor, saygı duyuyoruz. Ancak, “dop” öyle bilimle irfanla açıklanabilen bir olgu değil tabii. İspatı ise Melda Hanım… Sessiz sedasız geldi, aynı puanla ilk altıya yerleşti. Helal valla.

    Bu grupta, Fulya Hanım’ın dönem boyunca cevaplarını sona saklaması, Aytuğ’un da ona nazire yaparcasına son dakikaya kadar beklemesi dikkatlerden kaçmadı. Kanlar kaynıyor. Rekabet, gençlik güzel şey tabii…:)

    İlk altının hemen arkasından gelen orta sıra grubu ise şu şekilde…

    Taylan   Çoban

    6

    Simge   Özden

    4

    Selim   Akbay

    6

    Doğuş   Dönmezer

    4

    İlhan   Ertekin

    6

    Ergüç   Ülker

    4

    Bülent   Yıldırım

    5

    Fatma   Kayhan

    4

    Kaan   Köktürk

    5

    Kadir   Başsoy

    4

    A.Zafer   Gülşen

    5

    Evrim   D.Soranlar

    4

    Pelin   Yalçın

    5

    Devlethan   Genç

    4

    Özge   İskender

    5

     

    Yüksel   Şimşek

    5

     

    Bu grubun bir özelliği, içinde yarışmaya başından beri katılan ama her ay katılmayan arkadaşlar (örnek: Taylan Çoban, Bülent Yıldırım, Kaan Köktürk, Simge Özden, Pelin Yalçın) ile yarışmayı sonradan keşfeden ama her ay katılan arkadaşları (örnek: Evrim D.Soranlar, Devlethan Genç, Özge İskender) aynı anda barındırıyor olması.

    İkinci grup çalışkanlığı ve devamlılığı ile üst gruba yetişme potansiyeli taşıyor ama birinci grup düşündürücü… Velilerini çağıracağım. :)

    Sınıfın muhalif ve haşarı çocuğu Selim Akbay biraderim devamlılığına rağmen bu dönem de üst gruba geçemedi. Biraz daha gayret Selimciğim. :)

    İlhan, öyle her soruya “örtmenim” diye zıplıyorsun ama cevapları kafadan salladığını biliyorum. Aslında ciğerini biliyorum. Daha çok çalışacaksın evladım.

    Yüksel Şimşek ve Doğuş Dönmezer kardeşlerim ise yarışmaya bolca katılıp gayret gösteriyorlar ama notlar düşük kalıyor; bir yerde yanlışlık var. Gayretlerinden dolayı kanaat kullandım ve bu arkadaşlar da sınıfını geçti. Ancak, gözüm üstlerinde… :)

    Kadir Başsoy, Fatma Kayhan, Taylan Çoban, Bülent Yıldırım, Kaan Köktürk, A.Zafer Gülşen zehir gibi pozisyon bilgisine sahip ama devamlılık kötü. Başka yarışmalara mı katılıyorlar bir tespit etsem yakacağım karnelerini ama kıyamıyorum da bir taraftan. Karmaşık duygular içindeyim…:)

    Hani böyle yapmak benim de hoşuma gitmiyor ama illa söyleteceksiniz. Bir alt grup var ki, sınıfın tembelleri… Devamsızlık mı istersiniz, devamlılığa rağmen pozisyon bilgisinde ilerleme kaydedemeyen mi istersiniz…:)

    Buyurun bakın:

    Hulusi   Hamamcıoğlu

    3

    Burak   Balcı

    1

    Barış   Yaşar

    1

    Uğur   Akaydın

    3

    Bülent   Rona

    1

    Ayben   Çevik

    1

    Sinem   Karapınar

    3

    Defne   Gürsel

    1

    Tolga   Tunaboylu

    1

    Engin   Erkal

    3

    Gürol   Erdoğan

    1

    Ayhan   Işık

    1

    Ali   Toptan

    2

    İlker   Bilgin

    1

     

    Aylin   A.Tunçay

    2

    Nail   Ersoy

    1

     

    Bekir   Yeşilbostan

    2

    Nihan   Tuna Koçer

    1

     

    Bilal   Yıldız

    2

    Tarık   Kılıç

    1

     

    Bülent   Tuncer

    2

    Tayfun   Kazazoğlu

    1

     

    Furkan   Usta

    2

    Ufuk   Kunurkaya

    1

     

    Gülsen   Gürsel

    2

    Umut   Aktaş

    1

     

    Özlem   Demiraydın

    2

    Yadigar   Erguvan

    1

     

    Yasemen   Yazıcıoğlu

    2

    Yelda   Ünal

    1

     

    Ömer   Kurtulan

    2

    Sibel   Ayvaz Altınok

    1

     

    Bu gruptan, yarışmayı sonradan keşfedip de katılan ve hem devamlılık arz eden hem de doğru bilmeye gayret gösteren Ömer Kurtulan ve Ayhan Işık kardeşlerimizi ayırıyor gerisine kocaman bir sıfır veriyorum...:) Bütünlemeye kaldınız. O iki arkadaşınız sene sonunda üst gruplara tırmanırken siz hala bu gruptan bakıyor olacaksınız ama iş işten geçecek. Demedi demeyin. :)

    Bu arada bu grupta öyle isimler var ki, hediye kazandıktan sonra yarışmaya uğramadılar. Onlar kendilerini bilir :)… Rapor isteyeceğim bir daha… Var mı öyle PB hediyelerinin dandik olduğunu ima etmek…

    Kırılmak, gücenmek yok. PB bu bir halk şeysi, kahramanı… Adının içinde “baba” var. Sever de döver de… Aileyiz biz. :)

    Neyse efendim, bir dönemi daha tatlısıyla acısıyla kapadık. Yazın yarışmaya katılmayı ihmal etmeyin, iyi dinlenin, güz döneminde görüşmek üzere herkese iyi tatiller. Öpüyorum gül cemalinizden...

    Penaltı Babanız
    04.06.2014

    Devamı.. »

  • Neden "rutin bizim işimiz"?

    Artık psikolojik bir rahatsızlık mı yoksa şehir hayatının, (hele hele o şehir Ankara ise) insanı kuşattığı çemberin vazgeçilmez bir sonucu mu bilmiyorum ama rutini seviyorum. 

    Çok da övünülecek bir şey olmadığını kabul etmekle birlikte, haftanın belli bir gününün belli bir saatinde hoşuma giden bir şeyi yapmaktan vazgeçemiyorum. Şöyle alt alta koyduğumda oldukça da uzun bir liste yapıyor.

    Evden erken çıkmak suretiyle trafiğe, park yeri bulma savaşına, iş yerindeki asansör hengâmesine ve çalmaya başlayan telefonların kafamı bir ton çektirmesine çalım atmaktan vazgeçemiyorum.

    Cuma gecesi grubumla top oynamaktan, penaltı atmaktan ve Penaltı Baba hazırlamaktan vazgeçemiyorum.

    Gün içinde bir şekilde köfte yemekten, üç öğünden sonra üç defa kahve keyfinden vazgeçemiyorum.

    Haftada iki gün koşmaktan, sabah okumaya zaman ayırmaktan, Beşiktaş’ın maç gecelerinde Webkartalları yazımı yazmaktan vazgeçemiyorum.

    Arabamı aynı yere park etmekten, akşam yemeği sonrası çocuklara sataşmaktan, Pazartesi geceleri Karadayı, müsait olur olmaz Dexter izlemekten, mizah dergisi alışkanlığından, nerede olursam olayım kaçıp Beşiktaş’ın maçını izlemekten vazgeçemiyorum.

    Ne yapıyor olursam olayım bir şekilde müzik çalmasından ya da radyodan vazgeçemiyorum.

    Diye uzar gider…

    Starbucks’a gittiğimde devamlı olarak tercih ettiğim vanilyalı latteden bile zor vazgeçirdiler beni. Hangi memleket evladı Starbucks’a gittiğinde bara gitmiş bir adama dedikleri gibi “her zamankinden mi Cengiz Bey?” diye sorulur?

    Valla “rutin bizim işimiz” cuk oturan PB’lerden birisi oldu.

    Sıkıcı, ot, monoton vb gelebilir ama hakikaten de rutin bizim işimiz. :)

    PB
    21.03.2014

    Devamı.. »

RSS